selenintech@hotmail.com

Mistik Papaz Rasputin Kimdir?

Grigori Yefimoviç Rasputin 22 Ocak 1869’da, Ural Dağları’nın yakınındaki Pokrovskoye köyünde doğdu. Grigory Rasputin olarak bilinen “gizemli” papaz, Çarlık dönemi Rusyası’nın en ibretlik kişiliklerinden biridir. İktidar hırsıyla dolu bu din adamı, Sibirya’dan, dönemin başkenti St. Petersburg’a gitti. Ve sadece birkaç yıl içinde, Çarlık Rusyası’nın en etkili kişilerinden biri haline geldi. Rasputin’in başdöndürücü yükselişi, alkole ve kadına düşkünlüğü onu diğer din adamlarından keskin bir biçimde ayıran özelliklerinden sadece bir kaçıdır. Okuma-yazma bilmeyen Rasputin, 1886’dan 1901’e kadar 15 sene boyunca Rusya’da gezip her yerde vaazlar verdi. En uzak yolculuğunda, Yunanistan’ın Athos Dağı’na kadar gitti. Gittiği yerlerde vaazlar verdi. Fakat onun vaazlarını diğerlerinden ayıran yaptığı kehanetlerdir. Bu kehanetlerde sırayla gerçekleştikçe popülaritesi günden güne artmaya başlar genç keşişin. Öyle ki Çar Romanov’un küçük oğlu Aleksi’nin hemofili olduğunu öğrenir ve çocuğu ancak kendisinin tedavi edebileceğini iddia eder.

1905 yılı Rasputin’in ülke çapında büyük bir üne kavuştuğu yıl olur. St. Petersburg’da verdiği bir vaazda 1. Dünya Savaşından ve yaklaşmakta olan Bolşevik devriminden bahseder. St. Petersburg ve diğer şehirlerin sokaklarında, işçi ayaklanmaları giderek artarken, Rus Çarlığı’nın artık “vadesini doldurduğu”na dair pek çok “alamet” de belirmiştir. Yine tarih onun yanılmadığını bize gösterecektir.

Rasputin efsanesinin bir diğer olayı da hemofili hastası olan “tahtın varisi” Aleksi’yi dualarıyla tedavi etmesidir. Çariçe, bu olaydan sonra tamamen Rasputin’in etkisi altına girer ve ortalıkta dolaşan yasak aşk söylentileri iyice kuvvetlenir.

Hayatı ilginç hikayelerle dolu olan Rasputin’in ölümü de en az hayatı kadar ilginç bir şekilde olacaktır…

Rasputin, Prens Yusufov tarafından bir davete çağrılır, fakat Prens, Rasputin’i kendisi ile özel bir konuda görüşmek bahanesiyle davetten önce evine daha bütün misafirler gelmeden ayrı getirtir. Siyanürle hazırlanan kurabiyeler ve yine siyanürlü şarap sunulur Rasputin’e. Rasputin, kurabiyeleri afiyetle yer ve hatta şaraptan da birkaç kadeh içer. Ama zehir etkisini göstermemiştir. Prens silahını alır, odaya gider ve iki el ateş eder, başından ve boynundan yaralanan Rasputin yere yığılır. Fakat iki metrelik bu dev Sibiryalıyı öldürmek o kadarda kolay değildir. Prens ve komplocular odaya girdiklerinde Rasputin ayaktadır, ölmemiştir. Rasputin kendisini bahçeye atar ve kaçmaya başlar. Fakat katiller peşine düşerler ve Rasputin bahçe duvarını aşacakken arkasından ateş ederler ve durdururlar. Artık tüm bu olanlardan sonra Rasputin’in öldüğünü düşünürler ve cesedini neva nehrine atarlar. Ceset birkaç gün sonra nehirden attıkları yerin 140m ötesinden çıkarılır, otopsi yapılır. Otopsi raporuna göre Rasputin kurşunlardan değil boğularak ölmüştür. Onu öldürmek hiç kolay olmamıştır.

Rasputin ilginç kişiliğiyle ve alışılmadık din adamı tarzıyla tarih boyunca birçok kişinin radarına girmiştir. Prof. Dr. İlber ORTAYLI Rasputin için bir yazısında “30 Aralık 1916’da Çar ailesinin yani Romanovlar’ın damadı Prens Feliks Yusupov sarayın gözdesi keşiş Rasputin’i öldürdü. Sibiryalı keşiş St. Petersburg’un büyüye, spiritizmaya düşkün yüksek çevrelerinde çoktan “kutsal adam” diye niteleniyordu. Taraftarları vardı, adeta kendilerini ona adamışlardı. Rasputin’in olağanüstü gücüne Çariçe Aleksandra’nın kendisi de inanıyordu ve son çarı ikna etmişti. Petersburg’un yüksek çevrelerinde Rasputin bir azize yaraşmayacak, keyifli bir hayat sürüyordu. Devamlı kadınların ortasındaydı, içiyordu. Sarayla ve hükümetle iyi geçinmek isteyenler, daha doğrusu hükümette ve iktidarda kalabilmek niyetinde olanlar onunla çatışmaya giremiyorlardı. “Dokunulmaz nedir?” diye sorsanız cevabı “Rasputin”di.” Diye bahsetmiştir.

Kaynakça 2

share post :

Leave a Reply